Karanlık görevini yapıyor
Işık taraf bakalım ne kadar frekansını yükseltecek? Dünya oyunu.
Dostlarım sokaklar çocuk, genç, yaşlı vb her yaştan insanla, kedi, köpekle dolu evet. Ve daha da önemlisi evde, sokakta hasta, sapık, vahşi ile. Kızımı fizik tedaviye götürdüğümde çok hoş, çok tatlı bir gencin yarı felci için tedavisini izledim. Babası içli, tam saf sevgi oğlu için. Ne olmuş biliyor musunuz? Düğünde vurulmuş, damat kıskanmış, havaya kutlama ateşi atacağım diye direkt çocuğa sıkmış. Serbestçe, rahatça, güvenle. Bu tarz şeyler dünyanın her yerinde oluyor ve ülkemde de oluyor. Kabul edilebilir mi? Hayır. Dinmiş, imanmış? Yahu arkadaşım insan olduğun sürece, özüne yola çıkmış, ne kıskanırsın, ne yargılarsın, ne saldırırsın, ne öldürürsün. Bunlar olmasın diye başkanlar, meclisler, yasalar var hı? Bunlar da hikayenin parçası.
Denge? Vicdan? İnsanlık? Kalp aklı? Bunlar olmayan yerde fazlalık, kirlilik, hırsızlık, sapkınlık, sapıklık, cinayet… Bu önce senin içinde olacak, o zaman zaten yasaya, başka şeye, başka kimseye ihtiyaç duyulmaz.
Bugün kızımla sohbet ettik, ilkokulu okuduğum okulun kapısı açıktı. Aaa dedim, çeşmeler duruyor. Eskiden şişe su mu vardı? Çeşmeden içerdik. Evde de çeşmeden içerdik. Hıfsızsıhha da sular periodik tahlile giderdi…
Bu kadar bina da yoktu, şehirlere yığılmış insan da, hayvan da… Bu kadar bireyselliğe dökülmüş, serbestçe, rahatça cinayet, hırsızlık, sapıklık mümkün değildi.
Para, şekil, gösteriş odağı, görgüsüzlük, saygısızlık, sevgisizlik bu denli yoğun değildi. En küçük memur da, en zengin de yurt içinde aynı yerde tatil yapabiliyordu. Çok net ve yakinen hatırlıyorum, Belek’te büyük tatil köyleri ne zamanlar açıldı. İşler ne zaman değişmeye başladı. Görgü, kültür seviyesi belirliyordu tırnak içinde sosyeteyi kaldı ki sosyete adı altında değildi. Herkes birlik içindeydi. Tiyatroya, konsere şık, özenli gidilirdi. Köy, yayla, deniz yeri temizliği, tatili, yaşamı vardı. Köy enstitüleri, olgunlaşma enstitüleri…
Sokakta, mahallede, yaylada, Yumurtalık’ta bakir müthiş tarifsiz pırıl masal bir denizde geçti çocukluğumun büyük bölümü. Tüm Türkiye’yi Murat 124 ümüzle gezdik. Babamın maaşının fazlasıyla yettiği müthiş rahat, pırıl yerlerde konaklayarak. (Üniversitede hoca idi)
Yaz bitince duygulanırdık. Şimdi anlıyorum nedenmiş. Özünü hissedecek şekilde, doğayla, kaynakla bağlantılı imiş tatil, seyahat, yaşam.
Öyle kedi, köpek çoğaltayım, çocukları sokağa atayım, çocuğa, hayvana tecavüzler olsun, olsun diyebilecek insanın varlığı mümkün değildi. İnsan daha bir yakınmış özüne, inançlılık, vicdanlılık, insanlık halleri doğalımızmış. Öyle birilerine, bir şeylere ihtiyaç duyulmadan. Kapitalizm, bilmem ne izm, bilmem ne ist, sistem… Bak bakalım dostum, kim ve ne olursan, nasıl olursan ol, bir kendine bak. Kalp aklın çalışıyor mu? Yaptığın, savunduğun, seçtiğin şey, kişi, yaşamda saf sevgi var mı? Saf saygı, saf ve tam güven, denge, doğruluk, dürüstlük, samimiyet var mı? Birlik var mı? Tüm bütünle, canlı, cansız, insan, hayvan, doğa, dünya… ile. Bunları şöyle de anlayabilirsin. Bir şeyi savunurken, seçerken, yaparken içinde öfke, kızgınlık, kırgınlık, hınç, hırs, ayrılık, yargı, kin, intikam…gibi duygular var mı? Varsa, arın, bu halini yolcu et ki, dünya, ülke ışısın. Çözümler birlikle hallolsun. Emin ol, seçimlerin, savunduklarınla değil, özünle, içsel ışığınla hakiki mutlu olacaksın, olursun.
Özde; denge, ferahlık, rahatlık, sevgi ve huzur. Özde, birlik haline geçiş. Özde, asıl oluş.
Evet dostum, idrak, karanlık görevini yapıyor.
Işık taraf bakalım ne kadar frekansını yükseltecek? Dünya oyunu. Işık taraf mısın? Öylesin ki, özünde. 😇
Dilara Bolay Koç
