Sor bakalım dostum
İyice sor
İyi bak
Kalp aklınla bak ki gör!!!
Tam da dendiği gibi, kız başıma akşama kadar, bazen akşamları sokakta oynadığım, gecenin yarısı eve döndüğüm yıllar oldu ülkemde.
Soruyorum dostlar hanginiz, hangimiz neyi, neleri, kimi kimleri seçtik de ve en doğru yaşamları yaşıyoruz sanarak hanginiz, hangimiz çıkar işlerine, ilişkilerine girdi, yalan söyledi, dostum dediğinin dedikodusunu yaptı, vicdansızlık yaptı ya da tüm bunları yapanlara sustu, görmezden geldi de bugün ülkem ve dünyaya toksin yaydın, yaydık?
Hanginiz, hangimiz çıkarı için seçimler yaptı. Ülke, şehir, mahalle seçimlerinde, arkadaş, eş seçimini bile…
Bunları yaparken kendini inançlı, doğru, dürüst hanginiz, hangimiz zannetti?
Diline sor, kalbine sor. Hemen cevap gelir. Kapalısın açığı yargıladın mı? Açıksın kapalıyı. O Alevi, Ermeni, Türk, Arap, Yahudi…dedin. O kim? O’na göre de sen O şusun, O busun. Kim evinde ya da içinden ettiğin duaya, ibadete engel oldu? Kim elinden Kur’an-ı çekti aldı da okuyamadın? Bilmem ben Kur’an-ı tam 12 kez, farklı yazarlardan okudum. Bizim çocukluğumuzda Arapçasını da öğrenip hatmetmek bir kuraldı. Evimize Emine Hocam geldi, Ebru ile. Öğrendik, okuduk. Emine Hocam ile Atatürk’ün de bizim ve dünya için öneminin, özelliğinin sohbetini yapıp, O na da dualarımızı gönderdik. Aynı evde Çukurova Üniversitesi kurucu ekibinden babam ile düşünün daha kimse astroloji bilmiyordu, Matematik öğrenmeniydi, Topoloji, uzay geometrisi vb, aynı zamanda astronomdu, astroloji, astronomi konuşurduk. Yine aynı evde annem tarih okurdu, Osmanlı, Türk, Göktürkler, kızılderililer, dünya vb tarih konuşurduk. 2si de bilgeliklerinin, kendilerinin değerini bilmedi, 3. Şahıslar, narsisizme, manipülasyonlara yenik düşerek, çok da layık oldukları yaşamı yaşayamadan göçtüler. Ülkenin halinin de katkısıyla. Neyse konumuz evrensel, evimizin kapısının kilitli olmadığı, hatta Adana sıcak, tel kapı kapalı, elinle itince herkesin girebildiği evlerimize kimsenin izin istemeden girdiğine şahit olmadığımız yıllar oldu ülkemde.
Adana da Ermeni komşumuz Mari teyzemin, bana çeyiz olarak hediye aldığı çatal bıçak takımını kullanıyorum bugün. En yakın dostlarımın içinde Alevi, Sünni hepsinden var, sormadık bile birbirimize. Rum ortodoks, Arap, Yahudi dostlarım var. Hiç konumuz değil. Özgür birliğin tadına vardık biz. Aşmış doğduk belki de. Din, dil, ırk bizim konumuz olamazdı.
Hayatımızda sanatın her dalı vardı. Şıktı herkes. İçi dışı şık. Kaliteli. Nazik. Dengeliydi. Ve bir sır vereyim mi? Sosyete, burjuva, zengin diye bir şey yoktu. Paradan bağımsızdı saygınlık. Kültür, görgü, insanlıkla saygı duyulur ve duyardın.
Çünkü dostum, biz Yaratan’ın inanan için de, inanmayan için de, var oluşumuzun, birliğinin, tekliğin, insanlığın, dünyanın, evrenin, anın, akışın farkındaydık. Ve bunu özgür birlikle, güzellikle yaşamayı hak ettiğimizi biliyorduk, bazılarımız hala bu saf bilinçte, şuurlu. Sor bakalım dostum. Sen bugün kendini “tam” güvende hissediyor musun? İnsanlığının “tam” olduğunu düşünüyor musun? Sanmam. İçten içe hep kaygılı, huzursuzsun. Neden diye en önce kendine sor dostum. Hayatın, ülkem, dünya ışıl ışıl, ferah mı? Sor. Sor ki toparlanalım haydi artık.
Dilara Bolay Koç
Dilara’nın Kaleminden
Sor ki toparlanalım
dilarakoc
30 Kasım 2023
