Sık sık sorgularım, sorarım.
Bu ne alaka? Bu “asıl” nedir? Saf sevgi içeriyor mu? Hakikati ne acaba? Bu neyin nesi? Bu da ne? Bu da nereden çıktı? Neden? Amaç ne? Amacı ne? Bunun bana faydası, hediyesi nedir? Öğretisi nedir? Bana ve dünyaya faydası nedir? Neden? Niçin?
Kişileri de, durumları da? Durumlar içinde kişileri?
Son birkaç haftadır, çeşitli durumları ve durumlar içinde kişileri ve kendimi sorguladım.
Ruhani, dünyevi dengesi için, spiritüel, ruhsal diyeyim, bir yolda, doğruluk, iyilik, ilahi şifa odaklı ve hedefleri ile yola koyulsam da…
Bu yolda belli bir seviyeye de geldiğimin farkında olsam da… Sistem zorluyor. Zorlayarak ilerletiyor. Bunu öğrendim.
Evet, sınavların ağıza sürdüğü acı biberi azalsa da, haydi yolda fena değilsin, hafifleteyim dese de… Zorlayarak öğretmek gibi bir hali var sistemin.Bilsem de, “tam” pratiğe dökmek meselesine az daha çalışmak gerek oldu sanırım kiii sistem beni zorladı. Üst üste ilişkileri, dünya işlerini, iletişimi, duruşumu, kendimi koyduğum yeri, insanları koyduğum yeri, duyguları yaşayış şeklimi… Tepkilerimin şeklini, dozunu… Duygularımı ifade etmek, etmemek gerekliliğini… Öfkeyi, kırılmaları da yaşamak gerektiğini… Değer vermek almak dengesini. Genel olarak almak vermek dengesini…Velhasıl geldiğim nokta biraz daha yükseltti tekrar, sonsuz şükür. Belki sizde de işe yarar:
Anlam yüklüyoruz.
Geçmişe, geleceğe. Kişilere. Olaylara.
Yani “düşününce”, bazısı hiç de iyi değil, iyi gelmiyor, kırıyor, bozuyor, üzüyor, bir de bazısı üste çıkıyor, suçluyor, yargılıyor. Çok da sıkıcı.
Saçma. Şımarık. Özensiz. Bazısı olayın farkında bile değil.Sen tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok vaziyetindesin. Suçlayanın zihin olduğunu fark edip, üst perspektif, ruhsal bakışa geçiş… Olay hiç de anlamlı değil, bunun farkına varmak. 2 özenli davranmak, ilgili, saf sevgide… Ya da saygılı olmak, haddini bilmek. İşse işini iyi, düzgün yapmak. Özelse 2 adım atmak. Kolay aslında. Sanırım bize öğretmek için zorlaştırıyorlar. Sanırım dünyaya bunları yaşayıp, öğrenip ilerlemeye geldik. Bazı dostlar mesela, bu süreçte bir içsel sorgumdan geçtiler, teşekkür ediyorum onlara.
Hak ettiğimiz güzellik. Mutluluk. Hakiki mutluluk. Bu da güzel dostlarım; anlam yüklemeyi bırakmaktan geçiyor. Yüklediğin her anlam, bir hayal kırıklığı. Tek anlam, benim, ben derken, ego ben değil, özüm, öz ben. İlahi şifa bu noktada yatıyor. Kişisel ve toplum olarak, dünya insanı olarak sınanıyoruz, sistem zorluyor hepimizi, özel de de, genelde de. Farkındalık, idrak halimiz; her olayda, olaydan ve kişilerden arınarak, üst bir bakışa geçildiğinde, bir boyut daha atlatıyor. Bu idrak çok önemli. Bu idrake geçmeyip; kişilere ve olaya yüklediğin anlam ile devam ettiğinde, zihin oyununa, öfke, kırgınlık, kaygı gibi duyguların bataklığına düşüyorsun. Bu zihnin, ego benliğinin yarattığı bir hal. Halbuki farkındalıkta, saf bilinç, öz saf benliğin yatıyor. Farkındalığa geçiş, öz güzelliğini uyandırıyor. Bugün ki yakın çevremiz dahil toplumun ciddi kısmını; adaletsiz, saf bilinçten uzak, farkında olmadığının da farkında olmayan, düşük frekans, kendine bile özenmeyip sana özenmesini bekleyemeyeceğimiz, iş ve özel hayatındaki dünyevi şeylere kapılmış, sanrılarla boğuşan insan kaplıyor. Dolayısıyla; azınlıktaki senin, yüksek bilincinle, saf bilincinle, doğruluk yolunun içeriğiyle, ışığıyla doku uyuşmazlığı var. Bir de sen bu kişi ve olaylara anlam yüklüyorsun. İşte tam da burada, olayın ve kişilerin “durumu” ile yüzleşip, öğrenip, uyanmak… Yapılması gereken varsa yapıp, yoksa susup, çekilip, akışa geçmek! Anda! Geçmiş ve gelecekten, insandan çıkıp, öze, saf bilince, hakikate odaklanmak! Duygu ve düşüncenin ötesine geçmek! İşte hemen her yazımda ifade ettiğim, saf sevgi bu! Duygu ve düşüncenin ötesinde! Yani senin durumun, halin, özün; 2 insanın, 2 olayın, 2 dudağı arasında, 2 bilinçsiz, özensiz hareketinde değil! Kalp aklı olmayanın, vicdanında, merhametinde, aslında vicdansızlığında, merhametsizliğinde, şefkatsizliğinde, ilgisizliğinde, özensizliğinde değil! Başkasının ya da başka şeyin, “dış” bir kişi ya da şeyin insafına bırakmamak gerekliliği… Var oluş. Bu his, öze geçişin, saf bilincin yükselmesi ile pekişiyor. Zihnin seni bu yolda aşağı çekmesine, zihninde oluşturduğun, kişi ve olaylara yüklediğin anlamların seni düşürmesine izin vermemen gerekiyor. Kendin kendini korumalısın. Bu farkındalıkla…Zihnin oyununun ötesinde, ışıl ışıl bir öz benliğin var. Farkındalığın yükseldikçe, bilincin, frekansın yükseliyor. Gönül isterdi ki bu kendiliğinden olsun, dost, akraba şu bundan, tatsız, zorlayan olaylarla değil de, kolayca öğrenseydik. Bununla birlikte; sistem sanırım böyle. Derin öze, ışıl ışıl kendine, öz benliğine varış yolculuğu, varlığının gücünü eline almak… Duygu, düşünce ötesinde, gerçekçi yaklaşımla ve “anda” yol almak…Geçmiş, gelecek ve başkasından çıkıp; kendi merkezinde, anda, akışta olarak… Ve ruhunun iyiliğini açığa çıkarıp, onu koruyarak! Bu bir nev’i ermek. Öze, derinliğe, hakiki mutluluğa ermek.
Bunun farkındalığıyla kalbim, şu anda uçuş uçuş. Bunu “tam” yaşamak ve daim olması, bana, eşime, evlatlarıma, dostlara, siz güzel dostlara, dünyaya nasip olsun.
Dilara Bolay Koç
